Bugun...


Ali Erdoğan

facebook-paylas
ŞEYH BEDREDDİN SİMAVİ (ŞEYH BEDREDDİN MAHMUD)
Tarih: 28-11-2021 00:21:00 Güncelleme: 28-11-2021 00:21:00


ŞEYH BEDREDDİN SİMAVİ (ŞEYH BEDREDDİN MAHMUD)

Osmanlı tarihçileri ve Türk düşünürlerince çok konuşulan ve tartışılan, birbirine zıt yorumlara ve anlatımlara sebep olmuş, kayıtlara isyancı ve ihtilalci olarak geçmiş bir düşünürdür Şeyh Bedreddin. O, kimilerine göre, Sünni-Hanefi İslam hukukçusu, fıkıhçı ve sufi olarak tanınmış ve eserleri idamından sonra da Osmanlı medreselerinde âlimlerce asırlarca ders kitabı olarak okutulan ve Musa Çelebi’nin kazaskerliğini yapmış saygın bir kişidir.

Bazılarına göre kerametleri olan bir veli ve mutasavvıftır. Kendilerine Bedreddinîler denilen müritlerine göre de namaz ve oruç gibi İslam’ın hükümlerinden habersiz bulunan ve en önemlisi Vahdetimevcutçu yani neredeyse panteist ve bir inkârcıdır. Diğer bir kısmına göre ise, toplumda karışıklık çıkaranların rehberi olan isyankâr birisi iken bazılarına göre de haksızlıklara ve vurguna karşı bir devrimci, İslam’ın Luther’i; laik, reformcu, büyük bir bilgin ve filozof; despotizme ve taassuba karşı duran bir kişiliğe sahiptir. Aslında Alevî olmadığı hâlde Anadolu’da isyan eden Alevî grupların akıl hocası ve şeyhliğini şahlığa dönüştürmek isteyen siyasi ihtilalcidir Şeyh Bedreddin.

1920’lerden sonra Cumhuriyet devrinde de bazı çevrelerce sahip çıkılan Şeyh Bedreddin, Osmanlı döneminin Cumhuriyetçisi ve ihtilalcisi olarak baş tacı yapılmış, müşterek mal mülkiyetini savunduğu iddiası ile tarihin ilk Türk sosyalist ve komünisti olarak kabul edilmiş, kendisine şöhret ve imaj kazandırılmıştır. Hayatı ve yaşantısı pek çok kitaba, tiyatroya ve makaleye konu olmuştur. Özellikle Mehmet Şerafeddin Efendi’nin “Şeyh Bedreddin Simavi” adlı kitabını okuyan ve çok etkilenen Nazım Hikmet’e cezaevinde iken yazdığı veya yazdırılan “Şeyh Bedreddin Destanı”nda şair, Şeyh’in konumunu hakikat dışı olaylara götürmüş ve Bedreddin’in daha fazla ün kazanmasını sağlamıştır.

Şeyh Bedreddin hakkında yazılanların acaba hangisi doğrudur? Övgü ve yergiyi bir tarafa bırakarak olayı olduğu gibi ele almak gerekir, Şeyh’i yakından tanımanın en doğrusu budur, düşüncesindeyim. Şeyh Bedreddin’in asıl adı Mahmud’dur. Şiirlerinde Bedri mahlasını kullanmıştır. 1359 Dimetoka’ya bağlı Simavna’da doğdu. Babası İsrail 1361 yılında Edirne’nin fethinden sonra Simavna’nın ilk kadısı oldu. Babası kadı olmasından dolayı “İbn-i Kadı Simavna” Simavna Kadısıoğlu denilmiştir. Ailesi daha sonra Edirne ye taşındı. Kendinin Kütahya’nın Simav ilçesi ile hiç ilgisi yoktur. Mahmud’un hayatı hakkında en geniş, doğru ve kuvvetli bilgiyi torunu Hafız Halil tarafından nesir olarak kaleme alınan “Menakıb-ı Şeyh Bedreddin” adlı menakıpnameden öğreniyoruz. Bedreddin, tahsiline ilk önce babasından Kur’an-ı Kerim okumayı öğrenerek başladı. Edirne’de Mevlana Yusuf adlı bilginden sarf, nahiv (gramer) öğrendi. Şahidî isimli hocadan tefsir dersleri aldı.

Bursa'ya giderek Kadızade-i Rumi diye bilinen (riyaziyeci ve astrolog) Musa Çelebi ile onun babası Bursa Kadısı ünlü Şeyh Koca Mahmud Efendi'den astronomi ve matematik okudu, dersler aldı. Bir yıl sonra Konya’ya giderek Mevlana Feyzullah adlı bir bilginden astronomi ve astroloji dersleri gördü, 1381’de Şam’a gitti fakat veba salgını yüzünden çok geçmeden Kudüs’e geçerek Mescid-i Aksâ’da İbnü’l-Askalânî’den hadis okudu. Kahire’de Seyyit Şerif Cürcani’nin derslerini izledi, ayrıca orada devrin ileri gelen ilim adamlarından ilahiyat, felsefe ve mantık dersleri aldı ve böylece olgun ve saygın bir bilim adamı oldu. Kahire’de inzivada olan Hüseyin Ahlati’den tasavvuf dersleri de alarak ona bağlanıp müridi, daha sonra da halifesi ve vekili oldu.

Memluk Sultanı Berkuk ile tanışıp saraydaki ilim sohbetlerine katılarak sultanın takdirini kazandı ve oğlu Ferenc’in üç yıl kadar sarayda hocalığını yaptı. Hüseyin Ahlati’nin emir ve tavsiyesi ile Tebriz’e gitti, orada Anadolu seferinden dönen Emir Timur’un otağında İranlı âlimlerle yapılan bir tartışmada İslami ilimlerdeki bilgisi ve üslubu ile Emir Timur’un ve çevresindekilerin takdirini kazandı. Emir Timur, kendisiyle Semerkant’a gelmesini istese de bunu kabul etmedi. Bu seyahati sırasında ilim merkezi olan Kazvin’de Bâtınilik fikirlerinin etkisinde kaldığı kayıtlara geçmiştir. Şeyh Bedreddin tekrar Kahire’ye şeyhinin yanına döndü. Şeyhi Ahlatlı Hüseyin’in vefatı üzerine onun yerine şeyhlik makamına geçerek altı ay kadar şeyhlik yaptı. Ancak Kahire’deki diğer şeyhlerle arası açıldı ve altı yıl sonra Edirne’ye dönmek üzere ailesi ile birlikte Kahire’den ayrıldı.

Filistin, Şam ve Halep üzerinden Konya’ya geldi. Konyalıların orada kalma teklifini de reddetti. Anadolu’da Karaman, Germiyan, Aydın üzerinden Tire’ye ve diğer Alevîlerin bulunduğu yerlere gitti, buraları dolaştı. Bölgedeki isyan hareketinin lideri olan ve halk arasında “Dede Sultan” diye anılan Börklüce Mustafa ile tanıştı, bu arada Sakız adasının Hristiyan yöneticisinden gelen bir davet üzerine adaya gitti ve rivayete göre onun Müslümanlığı benimseyerek müritleri arasına katılmasını sağladı. İzmir üzerinden Kütahya’ya geçerek orada isyan hareketinin diğer bir elebaşısı olan Torlak Kemal ile tanıştı. Bursa ve Gelibolu üzerinden Edirne’ye giderek ailesinin yanına döndü.

Şeyh Bedrettin'in ölümünün ardından eserlerinin birçoğu gizlenmiş veya kaybolmuştur. Menakıpnameye göre 48, başka kaynaklara göre 38 eseri bulunmaktadır ve eserlerinin bazıları şunlardır: Letaif’ül-İşaret, Cami’ul-Fusuleyn, el-Teshil, Matla Şerhi, Meserret’ül-Kulûb, Füsusu’l-Hikem Haşiyesi, Nuru’l-Kulûb, Ukudü’l-Cevahir, Çirâğ’ül-Fütuh. Tarikata Dair Rag’ul-Fütüh ve Tarikata Dair adlı eserleri elde mevcut değildir. Ayrıca Varidat adlı kitabın da Şeyh Bedreddin’e ait olduğu söylenmesine rağmen bu kitabın Şeyh Bedreddin’in kendisinin kaleme aldığı bir eser olmadığı, vaaz ve sohbetlerinden tutulan notlardan Bedreddinîler denilen taraftarları ve müritleri tarafından yazıldığı kayıtlara geçmiştir. Bu kitap ile ilgili çeviriler ve şerhlerde Bedreddin’i sosyalist, devrimci göstermek için yazılmış ve kaleme alınmış çok sayıda makale, kitap ve araştırma notları vardır. Ancak. Şeyh Bedreddin’in kendisinden 600 yüzyıl sonra 2012 yılında el-Letaif’ül-İşarat adlı fıkıh kitabı ilk defa Türkçeye çevrilmiştir.

Şeyh Bedreddin, Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Osmanlı Devleti’nde başlayan Fetret Devri sırasında kardeşi Süleyman Çelebi’yi yenerek Edirne'de kendi hükümdarlığını ilan etmiş olan Musa Çelebi tarafından 1411’de kazasker olarak görevlendirildi. O tarihlerde şeyhülislamlık makamı olmadığından kazasker, devletin kazâ (yargı) kuvvetinin başı, baş hâkimi, bütün kadıların amiri ve divanın en nüfuzlu üyesi idi. Böylece onun aktif siyasî hayatı başlamış oldu. Kendisini ziyarete gelenlerle görüşerek yavaş yavaş faaliyetlerini genişletti. Öte yandan eski müridi olan Börklüce Mustafa’yı kendisine kethüda yaptığı bilinmektedir. Üç yıl kadar sürdürdüğü bu görevi sırasında Musa Çelebi, Şeyh’in nüfuzunun yayılmasına yardım etmiş oldu. Ancak Yıldırım Bayezid’in oğullarından Mehmet Çelebi, kardeşlerini yenip ülkede düzeni ve asayişi sağlayınca görevinden alınan Şeyh Bedreddin 1413’te iki oğlu ve bir kızı ile birlikte İznik’te mecburi ikamete tabi tutularak göz hapsine alındı, kendisine de 1000 akçe maaş bağlandı. Şeyh Bedreddin İznik’te serbest olarak yaşıyor, yarım kalan eseri “Letaif’ül-İşarat” adlı Hanefi mezhebi ile alakalı mukayeseli hukuk kitabını tamamlıyor ve ziyaretine gelenlerle görüşüyordu. Kısaca, kendi emelleri için yatırımlar yapıyordu.

Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal'in farklı yerlerde faaliyetlerini artırdıklarını duyunca hacca gitmek bahanesiyle izin istedi. İzin verilmeyince çocuklarını İznik’te bırakarak gizlice İznik’ten Kastamonu'ya geçmiş, buradan da Sinop ve Karadeniz yoluyla Eflak voyvodasının yanına gitmiştir. Silistre, Dobruca ve Deliorman bölgelerinde de, “Bundan sonra bana gelin, bana bağlanın, padişahlık bana verildi. Yeryüzünde ben halife olsam gerek, her kime sancak ve subaşılık gerek, gelsin benim yanıma. Her kimin ne maksadı varsa gelsin. Bundan sonra huruç sahibiyim.” diyerek görüşlerini yaymış ve çok sayıda taraftar kazanmıştır. Böylece Şeyh Bedreddin kendisi Rumeli’de, müritleri de Anadolu’da olmak üzere Osmanlı Devleti’ne karşı eş zamanlı isyan başlatmış oldu. 1416’da Aydın ve Karaburun’da Dede Sultan denilen Börklüce Mustafa’nın yanında bulunan beş bin kişi ile başlayan Alevî isyanı ve aynı zamanda Manisa taraflarındaki Yahudi dönmesi Torlak Kemal’in yanındaki üç bin kadar ihtilâlcinin başarılarından kaygılanan Çelebi Sultan Mehmet, Bayezid Paşa ile oğlu Şehzade Murat’ı büyük bir kuvvetle Karaburun’da bulunan Börklüce Mustafa’nın üzerine gönderdi. Bayezit Paşa önce yol üzerindeki büyük küçük asi grupları temizledi, nihayet asıl kuvvetlerin sığındıkları dağa vardılar. Börklüce ve diğer asiler teslim olmak zorunda kaldılar. Fakat Bayezit Paşa da başarıyı sağlamak için çok asker kaybetti.

Bayezid Paşa, teslim olanları Selçuk’a getirdi, sorguya çekti ve işin elebaşı olanları öğrendi. Asiler, Dede Sultan denilen Börklüce’nin gözü önünde boğazlandı. Bu olay sırasında asilerin “Yetiş Dede Sultan!” diye bağırdıkları kayıtlara geçmiştir. Dede Sultan elleri tahta çivilerle bir kalas üzerine çivilenmiş olarak bir deve üzerinde halka teşhir edilerek katledilmiştir. Bayezid Paşa, Manisa taraflarındaki Torlak Kemal’in üzerine gitti. Onun çevresindekileri dağıttı, Torlak ile avenesini ele geçirip astırdı. Böylece bu Alevî ayaklanması da bastırıldı. Şeyh Bedreddin, Deliorman çevresine adamlar ve mektuplar göndererek bölgede kazaskerlik yapmış olmanın verdiği avantajla ve merkezden dışlanmış unsurların da katılımı ile etrafında epey taraftar toplamıştı. Fakat Anadolu’da ayaklanan Börklüce ve Torlak isyanlarını kesin olarak bastırılması Bedreddin ve çevresindekilerin maneviyatını sarsmıştır.

Çelebi Mehmet bu sırada Düzmece Mustafa olayını halletmek için Tesalya ve Selanik’e gidiyordu. Serez’e geldiğinde Bedreddin’in Deliorman’daki faaliyetlerini haber aldı. Anadolu’dan dönen Bayezid Paşa’yı derhal üzerine gönderdi. Zaten Anadolu ayaklanmasının bastırıldığını duyan taraftarların bir kısmı dağılmıştı, bu nedenle küçük bir çarpışmadan sonra Şeyh kolaylıkla ele geçirildi. Şeyh Bedreddin Serez’de bulunan padişahın huzuruna götürüldü. Padişah, onun aynı zamanda bir din âlimi olduğunu ve hareketinin de bir yönüyle dinî nitelik taşıdığını göz önüne alarak hakkında hüküm vermek üzere ilim adamlarından bir heyet kurulmasını emretti. Bu heyet Şeyh’in faaliyetlerinin ve görüşlerinin dinî hükümlerle bağdaşmadığına, isyan sayıldığına, malı ve ailesi korunmak şartıyla kendisinin idam edilmesi gerektiğine karar verdi.

Heyet üyelerinden Mevlânâ Haydar Acemî tarafından açıklanan “katli helal, malı haram” kararının isabetli olduğunu bizzat Şeyh Bedreddin’in de kabul ettiği rivayet edilir. Sultan’ın fermanı yazılıp nişancı tarafından mühürlenmesinden sonra Şeyh Bedreddin namaz kılmasına izin verildi ve sonra infaz işlemine geçildi. 1416 yılının Şevval ayında bulunduğu yerden alınarak bir ata bindirildi, infaz yerine getirildi ve Serez çarşısında asılarak idam edildi. Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan nüfus mübadelesi (1924) uyarınca Türkiye’ye gelen göçmenlerin İstanbul’a getirdikleri Şeyh Bedreddin’in kemikleri çeşitli yerlerde saklandıktan sonra 1961 yılında Sultan Mahmud’un Divanyolu’ndaki türbesi hazîresine defnedildi.

ALİ ERDOĞAN

OKURUMBEN



Bu yazı 3829 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

''ndhaber.com'' haber sitesini nasıl buldunuz?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI